haydarpaşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haydarpaşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2009 Cumartesi

İstanbul Bunu Hak Etmiyor !..

Ulaştırma Politikası ve Planlaması Üzerine…

Giriş

Kent yaşamı bir uygarlık ürünüdür. Kentlerde uygar yaşamın temel bileşenlerinden biri ulaştırma sistemidir. Ulaştırma sistemi taşıma türleri bakımından çeşitlilik gösterirken, bu türlerin hizmet düzeyi, örgüt yapısı ve işletme ölçeği benimsenen ulaştırma politikasının ürünleridir. Bu ürünler nitelik ve nicelik özellikleriyle ulaştırma planlarında yer alırlar. Bu nedenle, kentin gelecek kurgusu (planları), kent yönetiminde aktif rol alan karar vericilerin (politikacıların) tercihlerini yansıtır. Bugün İstanbul’da yaşanan ulaştırma sorunları, karar vericilerin geçmişte aldıkları kararlarının ürünü olup, benzer, hatta daha kapsamlı karar hatalarının günümüzde de yapıldığına tanık oluyoruz. Aşağıda, inşaatları devam etmekte olan Metrobüs ve Marmaray projeleri özelinde, alınan ulaştırma politikası ve planlaması kararlarına ilişkin bazı değerlendirmeler sunulmaktadır.

Mühendislik Projelerinin Dört Evresi: Planlama – Tasarım – Yapım – İşletim

Mühendislik projelerinin dört evresinden “planlama”, üzerinde en çok kafa yorulan ve zaman harcanan evre olmalıdır. Bunlar arasında “planlama en zor evredir” demek yanlış olmaz, çünkü geleceğe dönük öngörülere dayalı “hayali” (kavramsal) çalışmayı gerektirir. Projelerin planlama evresinde görev alan mühendislerin ve diğer disiplin uzmanlarının, planlaması yapılan konu hakkında sağlam bir teknik altyapı ve deneyime sahip olmaları gerekir. Planlama aşamasında, sonraki aşamada tasarımı yapılacak proje için 3 – 4 seçenek (alternatif) üzerinde çalışılır. Bu proje seçenekleri kısmen benzerlik gösterirken, kısmen de farklı özelliklere sahiptir. Alternatif proje seçenekleri, planlama aşamasındaki karar vericiler için önemli araçlardır. Projelendirilecek yapının/hizmetin seçimi bu aşamada gerçekleştirilir. Karar vericiler, genellikle, seçilmişlerdir; yani, politikacılardır. Yerel ve merkezi yönetimde rol alan politikacılar, proje seçenekleri üzerinde karar üretmekle birlikte, hangi projeler üzerinde çalışılması gerektiği konusunda da fikirler üretirler. Projelerin planlama aşaması, karar sürecine katılan politikacılar nedeniyle “politik” bir içeriğe sahiptir. Ulaştırma projeleri için “ulaştırma politikası”, hangi projelerin ne kapsamda ele alınması ve hangi seçim ölçütlerinin kullanılması gerektiğini belirler. Bu aşamada “politik karar” ile “ulaştırma politikası”na dayanan karar arasındaki farklar kendini gösterir. Politik karar, içinde bulunulan duruma göre (yandaş çıkarları da gözetilerek) alınabilirken; ulaştırma politikasına dayanan karar, önceden oluşturulmuş, belirli kabullere dayanan öngörüleri dikkate alan ve geniş kesimlerin (hatta toplumun tamamının) çıkarlarını gözetmeyi öncelikli olarak benimser.

Plan, geleceği kurgulamaktır; bu nedenle, kurgulanan gelecek plan yapanı bağlar. Kişisel çıkarlarını ve yandaş memnuniyetini önemseyen karar vericiler (politikacılar), uzun dönemli plan yapmak istemezler ya da yapılmış görünen planları ha bire değiştirirler. Uygar yaşam koşulları için kent planları ne kadar gerekliyse, kent kaynaklarının yağmalanması için de plansızlık bir araçtır. Plan yapmak ve uygulamak popülist yaklaşımın önünde bir engeldir. Ancak, uygar olmak, kent yaşamının planlı olmasını gerektirir. Aksi halde, karmaşa ve kargaşa kent yaşamının ayrılmaz bir parçası olur, bir süre sonra kent yaşanılmaz hale gelir.

Altyapı Planlaması Nasıl Yapılmalı?

Uluslararası düzeyde kabul gören ve üniversitelerde okutulan ders kitapları şöyle söyler: Yol inşaatı projeleri ve/veya karayolu işletimi iyileştirme çalışmalarında, istenilen hizmet kalitesini (düzeyini) sağlamak için geleceğe dönük trafik miktarı öngörüleri, temel büyüklükler arasında yer alır. Bugünün gereksinimlerini ancak karşılayabilen kabiliyetteki bir ulaştırma sistemi, aslında en az 10-15 yıl öncesinde hizmete girmiş olması gerekirken, bugün için çok gecikmiş bir sistem olmaktadır. Zira trafikte beklenen artış sonucunda, bugün dahi düşük olan hizmet düzeyi (kalitesi), birkaç yıl sonraki zirve saatlerde dayanılmaz düşük seviyelere inecektir.

Yatırımlar Denetime Açık Olmalı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi duyurularında 169 kavşak ve yol (!?) inşa ettiğini bildirmektedir. Pekiyi, bu kavşak ve yollar yapıldı da ne oldu? İstanbul trafiğini büyük ölçüde rahatlatacağı iddia edilen bu yatırımlar ne yarar (ya da zarar) getirdi? Yönetimler bu gibi büyük yatırımları için hizmet ettikleri topluma ve devletin denetleyici kurumlarına hesap vermelidirler. Bir yatırımın öncesi ve sonrasına ilişkin performans değerlendirmesi ilgili yönetim tarafından yapılmalı ve belirli bir formatta raporlanmalıdır (rapor ayrıca kamunun erişimine açık olmalıdır). Bu şekilde, yatırımın yerinde olup olmadığı Sayıştay’ın performans değerlendirmesine açılmalıdır.

Metrobüs Projesi Doğru mu?

İstanbul D-100 koridorunun kapasiteli ve düzenli bir toplu taşıma sistemine açlığını göstermesi bakımından, Metrobüs deneyimi önemlidir. Orta seviye kapasiteye sahip Metrobüs (en çok 20.000 yolcu/saat-yön), bu koridorun toplu taşıma gereksinimlerinin karşılanması bağlamında ne kadar ihmal edildiğini göstermektedir.

Metrobüs neredeyse hizmete açıldığı günlerde kapasitesine erişmiş, sistemi kullanan yolcu sayısı, sistemin sunduğu kapasiteyi yakalamıştır. Halbuki bu tür sistemler, daha yüksek kapasiteli sistemlere geçiş için kullanılır; başlangıçta yüksek hizmet düzeyi ile hizmet verirken, düzeyin zaman içinde düşmesiyle yerlerini daha yüksek kapasiteli raylı sisteme bırakırlar. Buradaki örnekte, sistem daha başlangıçta kapasitesinde çalıştığından dolayı, hizmet düzeyi oldukça düşüktür. (Hizmet düzeyi ölçütleri: Taşıt içinde birim alandaki yolcu sayısı, yolcuların duraklarda bekleme süresi, taşıtların ticari hızı vb). Metrobüsün birkaç yıl sonra hangi düzeyde hizmet vereceğini şimdiden kestirmek olanaklıdır: Yolculuk koşulları daha da kötüleşecektir. Kullanıcılar hizmet kalitesi ve kapasitesi düşük bir sisteme mahkum edildiğinden, bu koşullarda sürücüleri otomobillerinden inmeye teşvik etmek olanaksız hale gelmektedir, çünkü otobüslerin ve durakların doluluğu çekici değil itici düzeydedir.

Yapılan yatırımın anlamlı olabilmesi için, yeterli uzunlukta bir süre istenilen koşullarda hizmet vermesi beklenir. Birkaç yıllık hizmet ömrüne sahip sistemin bugün sağladığı geçici (kısa süreli) faydanın ardına saklanmak popülist bir tutumdur; uzun vadede sorun çözücü değildir.

Metrobüs yatırımının plan dışı yapıldığı her halinden belli: Koridor içinde yer alan ve henüz tamamlanmış köprüler, bugün genişletilmek zorunda kalınıyor. Metrobüs yatırımının, bırakın uzun vade planlarını kısa vade planlarda dahi yer almadığı, akla gelince yapılmış bir yatırım olduğu anlaşılıyor. Koridor boyunca yakın zamanda yapılan yol kenarı peyzaj çalışmalarının nasıl altüst edildiğine tanık olmaktayız. Bu da plansızlığın önemli bir göstergesidir.

Metrobüs koridorunda yol genişletmesiyle az da olsa yeşil kıyımı yapmıştır. Bu örnek bizlere karayolu ulaştırmasına mecbur bırakılmanın olumsuz sonuçlarından çevre ile ilgili olanını sembolik de olsa göstermektedir. Karayolu ile ulaşım sağlayacağız diye, sınırlı miktarda kalan yeşili feda etmekteyiz. Karayolu belirli bir taşıma kapasitesi elde etmek için en çok araziye gereksinim duyan bir ulaştırma sistemidir. Bu özelliğiyle karayolu sistemi arazi tüketimi bakımından son derece açgözlüdür; bunun sonucu da katı bir betonlaşmadır.

“Zorlama” bir proje olan metrobüs ile ilgili çeşitli tasarım hataları da bulunmaktadır. Koridor boyunca yol genişletmeleri nedeniyle anayol şeritleri kısmen daraltılmış, emniyet şeritleri ortadan kaldırılmış ve yol ekseninde kaymalar olmuştur. Şerit daralmaları ve eksen kaymaları sürüş güvenliğini ve performansını olumsuz yönde etkilemekte, emniyet şeritlerinin yokluğu ise kaza-arıza durumlarında yolda büyük miktarda ve uzun süreli kapasite kayıplarının oluşmasına neden olmaktadır.

Metrobüs yolcu erişim geçitleri ile merdivenler, rampalar ve platformlar çok dar olduğundan, zirve saatlerde taşıtlara erişmek ve istasyonlardan çıkış yapmak oldukça zorlaşmaktadır. Bu da yolcu talebine karşılık sunulan altyapı kapasitesinin yetersiz olduğunun (başka) bir göstergesidir.

Metrobüsle Boğaz Geçişi Doğru mu?

Metrobüs koridorunun Mart 2009’da hizmete alınacak Boğaz geçişinde de ciddi sorunlar vardır. Metrobüsün hizmete girmesiyle birlikte, Boğaziçi Köprüsü’nün her iki yöndeki birer şeridi -olması gereken sefer sıklığı dikkate alındığında- fiilen otobüsler tarafından işgal edilecektir. Bu durumda, sabah zirve saatlerde köprünün Anadolu yakası girişinde (Beylerbeyi katılımı civarında) ve akşam zirve saatlerde Avrupa yakası girişinde (Metrobüs taşıtlarının ortak yola girdiği Beşiktaş katılımı sonunda) şiddetli darboğazlar oluşturması beklenmelidir. Çünkü, köprü üzerinde özel taşıtlar için fiili olarak sadece iki şerit hizmet verebilecek, böylece özel taşıtlar için talep-kapasite dengesizliği yaratılmış olacaktır. Bu durumda, sabah ve akşam doruk saatlerde köprü girişinde başlayan taşıt kuyruklarının nerelere kadar uzayacağını varın siz düşünün (köprü öncesinde özel şeritleri bulunan Metrobüs taşıtları için -köprü üzerindeki trafiğin akması koşuluyla- böyle bir sorun görünmemektedir).

Kısa bir süre sonra, özel taşıt sahipleri ve diğerleri bu durumdan şikayet etmeye başlayacak, toplu taşıma lehine(!) bozulan talep-kapasite dengesinin haksızlık yarattığını söyleyeceklerdir. Bu şikayetlerin sonunun nereye bağlanacağını kestirmek hiç de zor değil: Üçüncü ve diğer karayolu (köprü ve tünel) geçişlerinin boğazda ne kadar gerekli olduğu!

Yukarıdaki sonuca dayanarak; toplu taşımaya öncelik verildiği, ancak bunun kaçınılmaz olarak özel taşıt trafiğini zora soktuğu; bu nedenle, Boğazda üçüncü karayolu köprüsüne/geçişine gereksinim duyulduğu dayatması ile karşı karşıya kalınacaktır.

Yüksek yolcu talebinin bulunduğu 1. Çevreyolu koridorunda orta seviyede kapasiteye sahip bir toplu taşıma sisteminin inşa edilmiş olması ve neredeyse açıldığı gün kapasitesinde çalışması, sonuçları itibarıyla kendi kendimizi kötüye mahkum etmek anlamına gelmektedir. 1. Çevreyolundaki yüksek yolcu talebi çok uzun yıllardır oradaydı, ancak yetersiz kapasiteli bir toplu taşıma sistemini bugün hizmete sunan karar vericiler neredeydi?

Sonuç olarak, 1. Çevreyolunda hizmete konulan Metrobüs toplu taşıma sisteminin türü yanlıştır. Bu koridorda çok daha yüksek kapasiteye sahip metro sistemine gereksinim vardır.

Marmaray Projesi Doğru mu?

“Asrın Projesi” nitelemesiyle sunulan Marmaray projesi bir tarih ve kültür kıyımının aracına dönüşmektedir. Başta asırlık Haydarpaşa ve Sirkeci merkez tren garları olmak üzere, kentin iki yakasındaki banliyö hatları üzerinde bulunan çok sayıda tarihi yapı, ya yok olma ya da kimliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sanki bir zorunlulukmuş gibi, bu tarihi ve kültürel miras, Marmaray projesi adına kurban edilmektedir. “Asrın projesi”, tarihi ve kültürel miras olan İstanbul’un “asırlık merkez tren garları” kıyımının aracına dönüşmemelidir. Marmaray bunu hak etmiyor! Bir tür katliama yol açan nasıl bir planlama anlayışıdır ki, kentin yakaları arasında raylı ulaştırma sistemi bağlantısını sağlamak amacıyla, geri döndürülemez bir kıyım göze alınabilmektedir. İstanbul’un iki yakası arasında sürekli bir raylı sistem bağlantısı sağlayacak olan Marmaray projesinin esin kaynağı, Avrupa-Asya anahat demiryollarını birbirine bağlamaktır. Finansal ve ekonomik zorlukların projenin kentiçi trafiğine de hizmet vermesi durumunda aşılabileceği fikrinden hareketle, anahat demiryolu işlevi, ağırlığını kentiçi raylı sistem işlevine bırakmıştır. Başlangıcı kıtalar arasında anahat demiryolu bağlantısı sağlamak olan Marmaray projesine, yakalar arasındaki kentiçi trafik tıkanıklığına çözüm getirme işlevi yüklenmiştir; beklentiler -ağırlıklı olarak- bu yöndedir. Projeyle ilgili yayınlanmış belgeler incelendiğinde, kentiçi trafik kapasitesinin saatte bir yönde 75.000 yolcu olduğu öne çıkarılarak vurgulanmakta, ancak bu kapasitenin fiziki olarak nasıl sunulabileceği ile sunulan kapasiteyi kullanması öngörülen yolcu talebi hakkında yeterli veri ve değerlendirmelere rastlanmamaktadır. Marmaray, yaka içi (Anadolu ve Avrupa) taşımacılık hizmetini, bugün hizmette olan banliyö hatları gibi (daha yüksek kapasite ve sıklıkla) verecektir. Ancak, yakalar arasındaki geçişlerde ne kadar etkili olacağı tam olarak bilinmemektedir. Bilinebilecek olan, kendine paralel şehir hatları koridorlarındaki (Kadıköy/Harem/Üsküdar – Karaköy/Eminönü/Sirkeci) yolcuları kendine çekeceğidir.

İki yaka arasındaki toplu taşıma geçişinde koridor önceliği 1. Çevreyolu’na verilmeliydi. Böylece, doğu-batı doğrultusunda uzanan D-100/O-1 koridorundaki yüksek talep karşılanabilir, köprüler üzerindeki yük büyük ölçüde hafifler ve bugün Marmaray koridorunda sürdürülen arkeolojik çalışmalar zamana yayılarak, “gecikmiş bir proje” haline gelen Marmaray daha sakin bir ortamda inşa edilebilirdi.

Marmaray – Metrobüs İlişkisi

Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, bugün Marmaray adıyla inşaatı devam eden ve İstanbul’un iki yakasındaki banliyö hatlarını yenileyen ve bu hatları bir tüp geçit ile birbirlerine bağlayan bu sistemin bir benzeri, kentiçi trafiğine hizmet vermek üzere “öncelikli olarak” 1. Çevreyolu koridorunda inşa edilmeliydi. Talep-kapasite dengesizliği uzun süredir ağır biçimde hissedilen 1. Çevreyolunda saatte bir yöndeki kapasitesi en çok 20.000 yolcu olan orta seviye kapasiteli Metrobüs sistemi inşa edilerek, sistem kullanıcıları ile koridor kullanıcıları düşük hizmet düzeyine mahkum edilmektedir.

Marmaray Bağlantılı Aktarmalarda Kapasite Sorunu

Başlangıç ve son noktaları 1. Çevreyolu koridoruna yakın bölgelerde bulunan yolcular Marmaray sistemini kullandıklarında, bu sisteme erişmek için kullanmak zorunda kalacakları bağlantıları -aktarma yapmak zorunda kalacakları için- gereksiz yere işgal etmiş olacaklardır. Bu durum, Marmarayı besleyen hatlarda ciddi kapasite sorunlarına yol açabilecektir. Halbuki, yüksek kapasiteli bir metro sisteminin 1. Çevreyolu koridorunda hizmet vermesiyle hem gereksiz aktarmalar ortadan kalkacak hem de yolculuk süreleri kısalacaktır.

Sorunlar Bu Kadar mı?

Yedi Tepe Yedi Tünel projesi adı altında İstanbul’un altı oyulmaktadır. Plan dışı sürdürülen tünel açmalar trafik mühendisliği ve güvenliği açısından ciddi potansiyel sorunları içinde barındırmaktadır. Tünelleri kullanan taşıt sayılarına bağlı olarak, herbir tünelin giriş ve çıkışında şiddetli darboğazlar oluşması beklenmelidir. Oluşacak taşıt kuyruklarının uzunluğuna göre, tünel girişindeki bağlantı yollarında ve/veya tünel içinde şiddetli trafik tıkanıklığıyla karşılaşılabilir. Benzer sorunlar Boğaz karayolu tünel geçişi için de geçerlidir. Bu tür projeler, toplu taşıma odaklı ulaştırma plan ve politikalarının öncelik sıralamasında ya hiç yer almaz ya da altlarda bulunur. İstanbul’un gereksinimi olan, toplu taşıma öncelikli politikaları benimseyip bunları planlara yansıtmak ve öncelik sıralamasına göre hayata geçirmektir. Yerel yöneticiler İstanbul halkına toplu taşıma sistemlerini kullanmaları yönünde telkinde bulunmalı, otomobil sahipleri zorunlu olmadıkça zirve saatlerde trafiğe çıkmamalıdırlar. Boğaza üçüncü köprü tartışmalarının aralıkla gündeme getirilmesi, hizmet düzeyi ve kapasitesi yetersiz mevcut toplu taşıma sistemi ve zirve saatlerde trafiğe çıkan otomobil sahipleri ile doğrudan ilişkilidir. Nüfusu 12 milyonu aşan bu kentte kaç karayolu köprüsü/tüneli inşa edilirse edilsin, trafik tıkanıklığında kısmi iyileşmenin ardından öncekinden daha şiddetli ve yaygınlaşmış tıkanıklıklar yaşanması kaçınılmazdır. Günü kurtarmak için yapılan Metrobüs yatırımı yetersiz kapasitesi ve hizmet düzeyiyle otomobil kullanıcılarını kendine çekmekte zorlanmaktadır. Metrobüsün bulunduğu 1. Çevreyolunda yüksek kapasiteli bir metro sistemi öncelikli olarak inşa edilmeliyken, daha küçük önceliğe sahip olması gereken Marmaray zamansız olarak yanlış koridorda inşa edilmektedir. İstanbul kenti sahip olduğu tarihi ve kültürel kimliğiyle tüm bu plansız ve politikasız karar süreçlerini hiç hak etmiyor!

Doç. Dr. İsmail Şahin

Yıldız Teknik Üniversitesi

İnşaat Mühendisliği Bölümü

Ulaştırma Anabilim Dalı

17 Ocak 2009 Cumartesi

Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının talan edilmesinin önü açılmak isteniyor !!!

Fenerbahçe Vapurundan Sonra Fenerbahçe Kampı …

Özelleştirme İdaresine devredildi.

Atatürk'e Köşk yapılması için Atatürk'e teklif edilen ancak Atatürk'ün "burası bir insan için çoktur, Halk istifade etsin" diyerek kabul etmediği daha sonra demiryolcuların ve halkın istifade etmesi için düzenlenen TCDD FENERBAHÇE KAMPI satılmak üzere TCDD Yönetim Kurulunun 28.11.2008 tarih 23/230 sayılı kararı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devredildi(http://www.kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=446 )

kentvedemiryolu.com adresinde yayınlanan bu habere göre, mülkiyeti TCDD'ye ait olan, eskiden Feneryolu –Fenerbahçe arasındaki demiryolu ile hattı ile mevcut hatta bağlı olan(bu hat sökülmüştür ancak mülkiyeti halen TCDD'dir), şimdiki adıyla TCDD Fenerbahçe Eğitim ve Dinlenme Tesisleri, "özelleştirilmesi" için Özelleştirme İdaresine devredilmiş bulunmaktadır.

Ülkenin tüm kaynaklarının satışını öngören ve 24.7.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5793 sayılı "torba kanunun" emsal teşkil etmesi muhtemel bir uygulaması ile karşı karşıyayız

Bilindiği üzere, bu kanun, başta Haydarpaşa olmak üzere, TCDD'ye ait istasyon/gar ve arazilerinin satışını, okulların DSİ, karayolları arazilerinin, Devlet Hava Meydanlarının satışını öngören, kıyı işgallerini yasalaştıran ve devamlılığını sağlatan, yapılacak tüm satış ve inşaat işleri için özel istisnalar getirip, İmar Kanunu ve Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma kanunu devre dışı bırakan bir yasadır.

Ülke genelinde bu yasa ile ilgili olarak nerelerde uygulamalar yapıldığı konusunda bilgi sahibi olmamakla birlikte, TCDD dahilinde bildiğim kadarıyla, Halkalı Gar dahilinde bir arazi, bu kanuna dayanılarak TOKİ'ye devredildi. Yedikule İstasyonu arazisinin TOKİ'ye devredilmesi için yoğun bir çalışma var(Marmaray güzergahını değiştirecek kadar).

TCDD Fenerbahçe Kampı için geliştirilen yöntem ise, "özelleştirme idaresine" devredilerek yapılması itibariyle ilk işlem olma özelliğine sahip! Ancak, TCDD Yönetiminin, 5793 sayılı kanunun dayanak olarak kullandığı 43.maddesi, CHP tarafından Anayasa mahkemesine götürülmüştü!

Bu devre dayanak olan ve CHP tarafından Anayasa Mahkemesince İPTAL edilmesi istenen 5793 sayılı kanunun 43. maddesini hatırlamak gerekirse;

"MADDE 43- 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 32 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, son fıkrasının ilk iki cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi (TCDD) Genel Müdürlüğünün mülkiyetindeki taşınmazlardan yatırım planları, işletmecilik esasları ve bu konuda oluşturulacak komisyonun teknik değerlendirmesi dikkate alınarak işletmecilik fazlası taşınmazların belirlenmesine ve bu taşınmazların satışına karar verilmesine TCDD Yönetim Kurulu yetkilidir.

İmar planında TCDD alanı veya TCDD hizmet alanı olarak ayrılan taşınmazlar ancak imar planı değişikliği yapılarak satışa konu edilebilir.

Satış bedelleri TCDD tarafından yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakımı, onarımı ve iyileştirilmesi ile demiryolu araçlarının temininde kullanılır.

Bu taşınmazların satışına ilişkin iş ve işlemler TCDD Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilir. Bu satışlarda 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (c) alt bendinde sayılan ihale usullerinden biri uygulanır.

Bu ihalelerde hangi usulün uygulanacağına, taşınmazın niteliği ve değer tespit sonuçları dikkate alınarak TCDD Yönetim Kurulunca karar verilir.

TCDD Yönetim Kurulu, Genel Müdürlükte taşınmazların idaresinden sorumlu genel müdür yardımcısı ve daire başkanı, mali işler daire başkanı, yatırım ve planlamadan sorumlu daire başkanı ve emlak şube müdüründen; bölge müdürlüklerinde taşınmazlardan sorumlu bölge müdür yardımcısı, taşınmaz idaresinden sorumlu müdür, yol müdürü, mali işler müdürü ve emlak şefinden oluşan değer tespit komisyonunu, yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir. TCDD Yönetim Kurulu, Genel Müdürlükte mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, taşınmaz idaresinden sorumlu daire başkanı, hukuk müşaviri, mali işler daire başkanı ve taşınmaz dairesi ihale şube müdüründen; bölge müdürlüklerinde mali işlerden sorumlu bölge müdür yardımcısı, hukuk müşaviri, taşınmaz idaresinden sorumlu müdür, mali işler müdürü ve taşınmaz ihale birim şefinden oluşan ihale komisyonunu, yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir.

Değer tespit komisyonu, 4046 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (b) alt bendinde belirtilen usul ve esaslara göre çalışır. Komisyon, aynı maddenin birinci fıkrasının (B) bendinin (c) alt bendinde belirtilen değer tespit yöntemlerinden en az birini uygulamak suretiyle değer tespiti yapar. Değer tespiti TCDD Yönetim Kurulu onayı ile kesinlik kazanır. İhale komisyonu, 4046 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (b) alt bendinde belirtilen usul ve esaslara göre çalışır. İhale komisyonu, belirlenen ve ilan edilen ihale usulü çerçevesinde ihaleyi gerçekleştirir. İhale komisyonunca alınan ihale kararı, TCDD Yönetim Kurulunun onayı ile kesinlik kazanır. Kesinleşen ihale kararı kamuoyuna duyurulur.

İşletmecilik fazlası taşınmazların kamu kurum ve kuruluşlarına ihale yöntemine tabi olmaksızın satışına ve satış bedelinin dörtte birini peşin, kalan bedele kanuni faiz uygulanmak suretiyle iki yılı geçmemek üzere taksitlendirilmesine ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye TCDD Yönetim Kurulu yetkilidir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığına yapılan satışlarda mülkiyetin devri TCDD tarafından takyidat konulmaksızın ve teminat alınmaksızın peşinatın ödenmesinden sonra gerçekleştirilir."

"Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazlar, TCDD Genel Müdürlüğü tarafından çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla yapılan veya yaptırılan her ölçekteki imar ve parselasyon planları, büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan alanlar için büyükşehir belediye meclisi tarafından, il, ilçe ve belde belediye sınırları ile mücavir alanları içerisinde kalan alanlar için ilgili belediye meclisleri tarafından, diğer yerlerde ilgili valilik tarafından, planların belediyelere veya valiliğe intikal ettiği tarihten itibaren üç ay içerisinde aynen veya değiştirilerek onaylanması suretiyle yürürlüğe girer.Üç ay içerisinde onaylanmayan planlar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından re'sen yürürlüğe konulur."

"Ayrıca, TCDD'ye ait işletmecilik fazlası taşınmazlardan TCDD Yönetim Kurulunca uygun görülenler 4046 sayılı Kanun çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirilir.

Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür. Özelleştirme uygulamaları sonucunda elde edilecek gelirler, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra tahsilini izleyen on beş gün içerisinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca TCDD Genel Müdürlüğüne aktarılır."

Dava, Anayasa mahkemesinde devam ediyor!!!

www.anayasa.gov.tr/images/loaded/pdf_dosyalari/veri-istatistik/yargisal/incelenmekte_olan_dosyalar.doc adresinde bugün itibariyle yayınlanan bilgilere göre davanın durumu aşağıdaki gibidir:


Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Hakkı Suha OKAY

2008/87

24.7.2008 günlü, 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:

1- 3. maddesiyle değiştirilen 14.6.1973 günlü, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 51. maddesinin dördüncü fıkrasının,

2- 7. maddesiyle değiştirilen 2.3.1984 günlü, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü tümcelerinin,

3- 15. maddesiyle değiştirilen 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun Ek Madde 3'ün;

a) Birinci tümcesinde yer alan "… ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak …" ibaresinin,

b) "Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar palanlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz." biçimindeki beşinci tümcesinin,

c) Yedinci tümcesinde yer alan "… ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer." ibaresinin,

4- 42. maddesiyle değiştirilen 22.2.2005 günlü, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. maddesinin ikinci fıkrasının,

5- 43. maddesiyle değiştirilen 21.4.2005 günlü, 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 32. maddesinin son fıkrasının ilk iki tümcesinin,

iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemi.

Esas İncelemede

18.9.2008

Davanın Anayasa mahkemesinde görülmekte olduğunu gayet iyi bilen TCDD Yönetiminin, dava sonuçlanmadan sessiz sedasız bu tesisi elinden çıkartma çabası, niyet sorgulaması açısından manidardır.

Yönetime geldiği günden bu yana tek işi, TCDD'nin tüm değerlerini satmak ve tren seferlerini sonlandırmak olan TCDD Yönetiminden olası yargı kararlarına bu şekilde "çalım atmaya" kalkması hiç de şaşırtıcı değildir. Çünkü bu yönetim de, bu yönetimi atayan siyasi iktidar gibi, yargı kararlarından hoşlanmamakta, yargıyı-hukuku ayak bağı olarak görmektedir.

Bu devirde ilk temelde öne çıkan, Fenerbahçe sahil kesimine yapılmak istenen; kruvaziye liman ve "kentsel dönüşüm(yağma)" adı altında yapılacak inşaat faaliyetleriyle, sahilin bir avuç zengin için peşkeş çekilmek istenmesidir. Kampın hemen yanında askeriye gibi kamu kuruluşlarına ait başka tesisler de vardır. Yazının başındaki ilk resimde de açıkça görüleceği üzere, bölgenin birilerinin iştahını kabartması için yeterince sebep vardır!!!!

İşin görünmeyen boyutu ise; bu uygulama hayata geçer ise, Haydarpaşa ve Sirkeci Gar'larının devirleri için EMSAL oluşturacak!!!!

İşte bu noktada, başta ulaştırma sektöründe örgütlü sendika olan BTS olmak üzere, Haydarpaşa Dayanışması Platformu gibi konuyla ilgili tüm duyarlı demokratik kitle örgütlerine ve odalara büyük görev düşüyor.

Yaklaşık 3 yıldır Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının, "Dünya Ticaret Merkezi, Manhattan, Venedik vb. adlarla yağmalanmak" istenmesine karşı verilen mücadele ve savunma hattında elde kazanımlar, bu uygulama ile oluşturulmak istenen EMSAL ile elimizden alınmak istenmektedir.

Bu yüzden öncelikle, Özelleştirme İdaresine yapılan bu devrin önüne geçilmesi için gerekli hukuki başvurular ivedilikle yapılmak zorundadır! Aynı zamanda bu niyetler, kamuoyu nezdinde teşhir edilmelidir.!

AKP'nin "ülkeyi pazarlamakla mükellef" olduğunu söyleyen başkanı ve aynı zamanda T.C. Başbakanı olan R.T.Erdoğan'ın, "Çalık grubuna Haydarpaşa Garını pazarlamak için verdiği söze dayanarak" meclisten geçirdiği iddia edilen 5793 sayılı mevzu bahis kanunun, "amaca yönelik" ilk bu uygulaması durdurulamaz ise, gelecekte bizleri hiç de iyi günler beklemeyecektir.

İlgili birey ve kurumlara önemle duyurulur…

1 Ekim 2008 Çarşamba

Kim çirkin?

Haydarpaşa Limanı mı? Yoksa böyle düşündürmek isteyenlerin beyni mi?

Bir liman kenti olan İstanbul’un tek limanı olan Haydarpaşa Limanı…
Özellikle 2003 yılından itibaren tartışılır hale geldi…
Ortaya atılan iddiaya göre, Haydarpaşa Limanı İstanbul’u çirkinleştiriyordu!!!…

Limanın hizmete açılışının üzerinden 100 yıl geçmiş iken, ortaya atılan bu tartışma, yerinde bir tartışma mıydı, yoksa amaçlı bir tartışma mıydı?
Halbuki; ekonomik öneminin yanı sıra, toplumsal dönüşümlerin, kentsel gelişimin önemli bir odak noktası olan limanlardandı Haydarpaşa Limanı!
1800’lü yılların sonlarına doğru inşaa edilen raylı ulaşım sistemlerinin etkisiyle İstanbul’da kent surların dışında gelişmeye başlamıştı. Aynı sürece paralel olarak yapılan Haydarpaşa Limanı(1872) ise, Osmanlı ticaretinin ve kentsel gelişimin odak noktasıydı. Ve demiryolu ile olan bağı nedeniyle, ticari kanallar açısından çok büyük öneme sahipti.
Kent daha yeni yeni surların dışına çıkarken bu liman vardı ve 2003 yılına kadar kimse bu liman için; “İstanbul’u çirkinleştiriyor” dememişti…
Halbuki İstanbul, bir liman kentiydi ve “çirkin “ olarak gösterilmek istenen bu liman, İstanbul’un gelişiminde ve ticarette en büyük aktördü… Bir liman kentinin gerçek anlamda tek limanı, aradan geçen 100 yılı aşkın süre içinde nasıl oluyordu da, “çirkinlik” abidesi olarak gösterilebiliyordu… Bu durum dünyada da böyle miydi; liman kentlerinde limanlar istenmiyor muydu?
Dünyada da liman kentlerinin göz bebeği olan limanlar kapatılarak,

Bu hale mi getiriliyordu?

İşte, dünyanın değişik ülkelerindeki bazı liman kentleri…

Singapur Limanı-Dünyanın en büyük limanı

Dünyanın en büyük ikinci limanı: Rotterdam Limanı

Dünyanın en büyük üçüncü limanı: Güney Louisiana-Amerika

Dünyanın en büyük dördüncü limanı: Shanghai-Çin

Dünyanın en büyük beşinci limanı: Hong Kong-Çin

İtalya...

İngiltere...

Senegal...

Yunanistan…


Görünen o ki, dünyanın hiçbir liman kentinde, “çirkin” diyerek limanlar kapatılmamış! Ve limanlar için, kentsel dönüşüm adlı yağma projeleri geliştirilmemiş!!!Dünyada durum böyle! Ya bizde?…
Haydarpaşa Gar ve Limanı kapat, Haydarpaşa Dünya Ticaret Merkezi/Manhattan yap !

Bahsimiz, sandalların yada teknelerin, yatların bağlandığı bir iskele falan da değil, Haydarpaşa Limanı! Marmara Bölgesinin tek, ülkenin 3.büyük limanı ve bu limandan ülke ihracatının % 50’si gerçekleştiriliyor!Haydarpaşa Limanı, yılda 59,9 milyon dolar (2006 yılı) geliri olan bir liman! Bu limandan, Trakya bölgesinin kargo gereksinmelerinin büyük bölümü karşılanıyor.
Bakın, Dokuzuncu Kalkınma Planında(2007-2013) ne yazıyor; “Başta İzmir yöresi, Marmara ve Akdeniz olmak üzere, liman kapasiteleri artırılacaktır… Dünya sıralamasında 18.sırada yer alan Türk Ticaret Filosu, son yıllarda … 24.sıraya gerilemiştir…”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile BİMTAŞ’a bağlı İstanbul Metropolitan Planlama Bürosu ise, “limanın her hangi bir nedenle devre dışı kalması sadece İstanbul için değil, bölge ve ülke açısından ciddi riskler taşımaktadır.” diyor.
Bir yandan, denizyolu taşımacılığının gerilemesinden dem vuracak ve bu limanın devre dışı kalmasının ülke açısından risk taşıdığından söz edeceksiniz, bir yandan da bu önemli limanı kapatma hayalleri kuracaksınız! Böylesi bir çarpık anlayışın bahanesi, “özrü kabahatinden büyük olan bir bahane”: Haydarpaşa Limanı İstanbul’u çirkinleştiriyor !!!
İlginçtir ki; İstanbul’un gelişiminde önemli bir faktör olan, bu önemini de hala koruyan ve neredeyse 1,5 asırlık Haydarpaşa Limanını “çirkin” ilan edenler, Deniz taşımacılığının gerilemesinden dem vuranlar, Limanı kapatıp, yerine rezidans ve gökdelen yapmak isteyenler aynı zihniyetin temsilcileri!!!
Bir limanın nasıl bir güzellik arz etmesi beklenir bilmiyoruz ama “çirkin” diyenlerin, güzellik anlayışı ortada!!!








Bir liman kenti olan İstanbul’da, kentin asırlık limanını “çirkin” ilan edenlerin asıl derdi açık değil mi? Bu gerçeği görmek için, çok fazla düşünmeye gerek var mı?
Bu limanın idam fermanı için, Marmaray Projesinin CR1 inşaatının başlaması bekleniyor…Projenin en büyük rant hedefi de, Haydarpaşa Gar ve liman sahasını gökdelen merkezine çevirmek… Bunun için bölge Marmaray Projesinden çıkartıldı…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise, “düşmanının zayıf düşmesini bekleyen bir yırtıcı misali” Haydarpaşa gar ve liman bölgesini (2006 yılında çıkartılan ama yargı kararı ile iptal edilen ve revize edilen her iki plana göre), İstanbul’un gelecek planlarında iş alanı, kongre ve turizm merkezi olarak göstermekten geri durmuyor!!!

Haydarpaşa Dayanışmasının ana bileşenlerinin ısrarlı vurgusuna rağmen, konu sadece Haydarpaşa Garın kentsel dönüşüme kurban edilmek istenmesi gibi algılanmak-algılatılmak ve liman gerçeği unutturulmak isteniyor…
Biz her şeye rağmen, böyle düşünmek, düşündürmek isteyenlere küçük bir hatırlatma yapalım:
Kentleri kent yapan; garları, meydanları ve limanlarıdır!!





Aslen, 1,5 asırlık yaşıyla, çok büyük bir işleve sahip olan Haydarpaşa Limanı değil, bu limanı yok etmek isteyenlerin beyni çirkindir. Ve bu çirkinliklerini de, İstanbul’u yok etme pahasına uygulamaya koydukları, kentsel dönüşüm projeleriyle fazlasıyla göstermektedirler.
Haydarpaşa Limanı için hala, “çirkin, İstanbul’a yakışmıyor” diyenlere atfolunur…

Haydarpaşa Limanının tarihçesi ve bugünkü durumu(*)




Haydarpaşa Limanı 1872(garla beraber) yılından itibaren hizmet vermekte olup, tesislerin yetersiz kalması nedeniyle daha büyük ve modern hale getirilmesi ile büyük tonajlı gemilerin yanaşmasına imkân tanımak için 20.04.1899 tarihinde Anadolu Bağdat Demiryolları Kumpanyasına yeniden inşa ettirilmeye başlanmış ve 1903 yılında yeni Haydarpaşa Limanı hizmete girmiştir ve zaman içinde gelişerek bugünkü halini almıştır. Limanın yapım süreci ile birlikte inşa edilen Askeri karakol, Elektrik santrali ve TMO siloları da o dönem için önemli işletme binaları olarak kullanılmıştır.

Liman bilgilerinin istatistiği 1900 yılından itibaren tutulmaya başlanmış olup, 1924 senesine kadar Anadolu Bağdat Demiryolları Kumpanyası tarafından işletilmiştir.
24.05.1924 tarih ve 506 sayılı yasayla liman, Hükümet tarafından satın alınmış ve 31.05.1927 tarihine kadar özel bir rejimle idare edilmiştir.
31.05.1927 tarih ve 1042 sayılı yasa gereğince Nafıa Vekaletine (Bayındırlık Bakanlığı) bağlı bulunan Demiryolları İdaresine devredilmiştir.
Limanın mevcut tesisleri yeterli olmadığından, Bayındırlık Bakanlığınca 05.02.1953 tarihinde başlayan tevsiatın ilk kısmı 1954 senesinden itibaren peyderpey TCDD İşletmesine devredilmiştir. Haydarpaşa Limanı yapıldığı günden günümüze kadar, çok önemli bir işleve sahip olmuştur. Bunu geçmiş yıllar açısından örneklemek gerekirse;
“1900 ila 1914 yılları arasında yılda ortalama 17.354 gemiye hizmet veren limana, savaş nedeni ile 1914 ve 1918 yılları arasında gemi yanaşmamıştır.1919 yılı ile 1929 yılı arasında ise yılık 12.121 gemi yanaşmıştır. Aradaki 5.283 gemi farkı ise Rusya’nın limanlarını kapatmasından kaynaklanmış, ayrıca büyük gemilerin yanaşması ile de gemi sayısı azalmasına rağmen tonaj artmıştır.
•Haydarpaşa Limanından 1929 yılında Dünyanın 95 ayrı liman kentine 82.646.019 kilo ihraç ürünü gönderilmiştir. Bu ihraç ürünleri başta tütün olmak üzere 99 çeşittir.
•31 yabancı limandan limana gelip aktarması yapılan eşya tonajı 12.277.108 kilodur.
•Yine 1929 yılında limana gelen eşyadan 2.619.840 kilo Şark Şömendöferine verilmiştir.
•Şark Şömendöferi ile gelen 11.410.160 kilo eşya gemi ile yurt dışına gönderilmiştir.
•1929 yılında 99 yabancı limandan gelen 856.280.170 kilo ithal mal limana indirilmiştir.
•1929 yılında Karadeniz havzasında 52 adet limana 63.352.362 kilo yük gönderilmiş, bu limanlardan 559.255.565 kilo yük Haydarpaşa Limana gelmiştir.
• Marmara havzasından 38 limana 75.420.528 kilo yük gönderilmiş, bu limanlardan 70.568.378 kilo yük gelmiştir. Akdeniz havzasında 30 limana 49.065.955 kilo yük gönderilmiş, bu limanlardan 75.622.628 kilo yük gelmiştir.”

Haydarpaşa Limanı, işlevi itibariyle ülkenin en büyük 3.limanı olup, liman sahası dışında Göztepe’de, yıllık tutma kapasitesi 52.800 TEU olan 55 bin metrekarelik ayrı bir konteynır kara terminali olması açısından da ülkede tektir. Bu terminalde konteynır içi doldurma/boşaltma ve gümrükleme işlemleri yapılmaktadır.
Haydarpaşa Limanı Türkiye’nin dış ticaret hacminin yarısını karşılamaktadır.
2003 yılında, 2.503.643 ton konteynır taşımacılığı yapan bu limanda, 2004 yılı içerisinde 47.347 ton karışık, 3.128.689 ton konteynır, 3.273.168 ton ro-ro+oto, 8.727 ton dökme olmak üzere, toplam 6.457.931 ton yük, limana gelen 1.302 adet gemiye yüklenmiş, 51.803.175 ABD DOLAR’ ı gelir elde edilmiştir. Haydarpaşa Limandan Haydarpaşa gara ay içinde ayda ortalama 30 vagon konteynır 750 ton+10 vagon 300 ton dökme hamule olmak üzere toplam 1.050 ton yük çıkmıştır.
Bu liman 2003 yılında 40,2 milyon dolar kar elde ederken, 2004 yılında 51,8 milyon dolar, 2005 yılında 52,45 milyon dolar, 2006 yılında da 59,9 milyon dolar kar elde etmiştir.
Limanda pilotaj/römorkaj hizmetleri verilmekte olup, 3 adet römorkörü, 250 ton kapasiteli bir yüzer vinci, 3 römorkörü, 3 demiryolu feribotu ve 2 palamar botu mevcuttur. Konteyner elleçlemeleri; 40 tonluk 4 adet gantry crane, 40 tonluk 18 adet lastik tekerlekli transtainer, 25-42 tonluk 9 adet dolu ve 8-10 tonluk 8 adet boş konteynır forklifti ile gerçekleştirilmektedir. Bunun yanında 3-35 tonluk 9 adet rıhtım vinci, 5-25 tonluk 6 adet mobil vinç, 8 standart ve 30 kısa mastlı forklift bulunmaktadır. Ayrıca, terminalde, reefer konteynırlar için uygun reefer panoları da mevcuttur.
TMO'ya ait 34.000 ton kapasiteli bir hububat silosuna sahip olan limanın rıhtımla bağlantılı bir konveyör sistemi de mevcuttur.
Sirkeci ve Haydarpaşa arasında çalışan tren feribotları için iki feribot istasyonu mevcut olup, her bir feribotun kapasitesi 480 tondur.
Trakya bölgesinin kargo gereksinmelerinin büyük bölümü Haydarpaşa limanından karşılanmaktadır.
Boğaz geçişlerinde herhangi bir kaza veya olağanüstü bir durum olması durumunda, Haydarpaşa Limanın ilk müdahalede bulunan yer olması ve bu konudaki yeterliliği açısından da, stratejik bir öneme sahiptir. Bu öneminin bölgesel bir anlam taşıdığı gerçeği de, 1999 Marmara Depreminde bir kez daha gözler önüne serilmiş, depremde yaralanan birçok insanın sağlık merkezlerine ulaştırılmasında Haydarpaşa Liman önemli bir transfer merkezi olmuştur.
Bu liman ile ilgili BİMTAŞ’a bağlı İstanbul Metropolitan Planlama Bürosu ve İBB’nin itirafları da açık olup, limanın her hangi bir nedenle devre dışı kalması sadece İstanbul için değil, bölge ve ülke açısından ciddi riskler taşımaktadır.

* Haydarpaşa Paneli kitabı/26 Kasım 2006-BTS yöneticisi Tugay KARTAL’ın sunumundan yararlanılmıştır.

25 Eylül 2008 Perşembe

Haydarpaşa halka kapatıldı...


Beklenen oldu ve Haydarpaşa bugünden itibaren "15-17 Ekim 2008" tarihlerinde Haydarpaşa'da yapılmak istenen sempozyum gerekçe gösterilerek günde 22 tane(gidiş-dönüş) seferi olan Adapazarı Ekspreslerine kapatıldı. Artık bu trenin yolcusu Haydarpaşa'ya gelemiyor(Yolcular Söğütlüçeşme'de inmek zorunda bırakılıyor ve bu trene de bir daha binmek isterlerse Haydarpaşa'dan kalkan böyle bir tren yok, binmek isteyen gelir Söğütlüçeşme'den biner trene!!!).
Hani TCDD, BTS yalan söylüyor demişti ya, işte yalan denilen şey gerçek oldu. Şimdi Haydarpaşa'yı görmenin tam zamanı; yolcuların çektiği çileyi, şantiyeye çevrilen gar binası ve sahasını görmenin tam zamanı... Özellikle üç maymunu oynayanlar için bulunmaz fırsat, gelsinler görsünler Haydarpaşa'nın halini ve halkın perişan edilişini. Gelsinler görsünler ki, görmedim, bilmiyorum, duymadım diyemesinler...

23 Eylül 2008 Salı

“5N”erden uydurdun, “1K”imin aklına uydun Haberciliği ve Haydarpaşa Gerçeği



Basın ve haberciliğin temel ilkesi kabul edilen 5N 1K felsefesinden yada etiğinden bahsediyoruz, yanlış anlaşılmasın..Hani “5N” olarak açıklanan; “ne, ne zaman, nerede, nasıl, neden” ve “1K” olarak açıklanan; “kim” sorusu bahsimiz!
Bugün saat:11.00’da Haydarpaşa Gar içinde bir basın açıklaması yapıldı. Ana konu, Haydarpaşa Garının 15-17 Ekim tarihleri arasında, garda yapılması düşünülen sempozyum nedeniyle “halka kapatılmak” istenmesiydi!
Yapılan açıklamayı bir haber ajansı, “n” lerin ve “k” nın felsefesine bakmadan haber yapmış! Haber sadece, etkinliği yapan Haydarpaşa Dayanışmasının açıklamasını içermiyor, aksine suçlanan TCDD’nin açıklamasını içeriyor! Haberde sadece TCDD’nin sözlerine yer verilmiş ve denilmiş ki;
“TCDD, Birleşik Taşımacılık Sendikası Tarafından İddia Edildiği Gibi 15 -17 Ekim Arasında Haydarpaşa Garı'nda Düzenlenecek Olan Sempozyumun Ulaşımı Etkilemeyeceğini Belirterek, Bu Dönemde Sadece Peron Değişiklikleri Yapıldığını Bildirdi.
TCDD, Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) tarafından iddia edildiği gibi 15-17 Ekim arasında Haydarpaşa Garı'nda düzenlenecek sempozyumun ulaşımı etkilemeyeceğini, bu dönemde sadece peron değişiklikleri yapıldığını açıkladı.
TCDD'den yapılan açıklamada, 15-17 Ekim arasında Demiryolu Sempozyumu ve Teknik Fuarı için Haydarpaşa Garı'nın yolcu trafiğine kapatılmayacağına dikkat çekilerek, Adapazarı Bölgesel Treninin dışında banliyö ve ana hat trenlerinin Haydarpaşa'dan işlemeye devam edeceği kaydedildi. Açıklamada, "Haydarpaşa Garı'nda seminerin olduğu dönemde sadece peron değişiklikleri yapılmıştır. İddialar gerçek dışıdır" denildi.(ANKA)”

Bu basın açıklamasının ilginç bir tarafı var ki, bu da; dün itibariyle fiilen kapatılan gar içi 5 ve 6.yolların tam önünde yapılması! VE arka fonda, demiryolu üzerine dikey olarak onlarca demir yığını var ve bunlar ray değil! “Hani bize inanmıyorsanız, arkaya bakın” der gibi basın açıklamasının yapıldığı yerin seçimi!
Haberi yapan ajans ise, 3 maymun felsefesini oynuyor olacak ki(görmedim, duymadım, bilmiyorum), TCDD’nin olayı, “peron değişiklikleri yapılmıştır” LATİFESİNİ haber diye yazmış
Hani, madem; sendikacı bunlar, muhalif odalar, dernekler bunlar deyip, inanmıyorsunuz ve objektif habercilik ilkelerini yok sayarak, tarafsızlık adına taraf oluyorsunuz, bari yaptığınız haberin içindeki ince noktayı da mı görmüyorsunuz, diye sormazlar mı size? Bu öyle bir incelik ki, alenen kendini ele veriyor! Bakın ne demiş TCDD yetkilileri; “Adapazarı Bölgesel Treninin dışında banliyö ve ana hat trenleri Haydarpaşa'dan işlemeye devam edecek”
Haberi yapan ajans, görmeyebilir ama sormazlar mı; “Adapazarı Bölgesel Treni, tren değil mi” diye? Hani bu tren haftanın belirli günleri çalışan bir tren falan da değil ki, işi yumuşatmak istesinler. Günde 11 tane Haydarpaşa’dan hareket eden, 11 tane de Haydarpaşa’ya gelen Adapazarı Bölgesel Treni(bilinen adıyla Adapazarı Ekspresi) mevcut! Ve Haydarpaşa’ya gelen yada Haydarpaşa’dan giden yolcuların büyük çoğunluğu Avrupa yakasına gidiyor yada bu yakadan geliyor ve tüm bu geçişlerini de Haydarpaşa’dan kalkan vapurlarla yapıyor!
Bu trenler nereye girecek peki? AKP İl Teşkilatına mı? Yoksa Esenler Otogarına mı? Bu trenin yolcusu yolcu değil mi? Bu trenin yolcusuna Haydarpaşa kapatılmıyor da, neresi kapatılıyor?
Sizler 5 tane “N” yi sormuyorsunuz ve 1 tane “K” yı, hem de bu garip işlemi yapan “K” yı dikkate alıyorsunuz ama sizin habercilik adına yapmanız gereken araştırmalar ve objektif bilgiler için bu seferlik yönlendirici biz olalım!
Zahmet edip, irsturkey adlı web sayfasına girerseniz, sempozyum planını bulabilirsiniz. Ve bu plana göre, Haydarpaşa’da kullanılan 5, 6, 7, 8, 9.yollar sergi ve fuar için kapatılıp, yol zemini peronlarla eşitleniyor, tavan ise, peron saçakları üstten özel malzeme ile kapatılıyor(yalıtılıyor). Bu haberi yapmak için geldiğinizde nasıl yapılacağı, delilleriyle ortadaydı ama görmek istemediniz madem, alın size resimleri(Resimler yukarıdadır ve www.kentvedemiryolu.com sitesinden alınmıştır)!

Peki kalan 1, 2, 3, 4.yollar ne olacak? 1. ve 2.yol, teknik yeterlilik olarak banliyö dışında bir tren dizisi için kullanılamaz! Geriye kalan 3. ve 4.yolla artık ne yaparsanız yapın! Haberciler bilmeyebilir ama Haydarpaşa’da 9 mevcut yol, yolcu taşımacılığı için yetmiyor!
Bir de siz bu duruma, 15-17 Ekim 2008 tarihleri arasında sempozyuma gelecek olan Başbakan dahil üst düzey yöneticileri ekleyin ve o meşhur “kamu güvenliğini” hatırlayın! “Güvenlik gerekçesi” kelime grubuyla başlayacak olan cümleleri ve sonuçlarını halkımız çok iyi biliyor, bazı haberciler bilmese de!
Bu şartlar dahilinde, nerede bilet satılacak, nereden tren kaldırılacak, “güvenlik” gerekçesi ile planlananın dışında nereleri daha kapatılacak vs. vs. vs…’yi bir düşünün! Bunlar da mı yetmiyor? O zaman gözünüzü açın da, TCDD yetkililerinin, özrü kabahatinden büyük açıklamasına bakın; “Adapazarı bölgesel trenleri GELMEYECEK!” diyor!
Eyy, 5N 1K problemli habercilik anlayışı, eğer bunu da algılayamıyorsanız, diyecek söz artık kalmıyor bize! Ancak olur da, yargı bu işe dur demez ise, gelirsiniz 15-17 Ekim’de Haydarpaşa’ya ve bakarsınız trenler Haydarpaşa’ya geliyor muymuş, gelmiyor muymuş, tabi basın kartınızın buraya girmek için yeterli kabuliyeti var ise!
Aslına bakarsanız, siz iki tane tren görüntüsü çekip, “işte tren gelip gidiyor” da dersiniz! Biz ilk defa böyle şeyler görmüyoruz, daha birkaç ay önce, ihalesi bile yapılamamış olan Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesinin İnonü-Köseköy etabının, hayali inşaatını helikopterden, “hem de ilk defa” fotoğraflayanları, halka duble yol tünel inşaatını “hızlı tren tünel inşaatı” diye yutturmak isteyenleri de gördük biz! Siz benzerini yaparsanız, hiç de şaşırmayız artık!
Siz habercilik adına ne derseniz deyin, acıyı halk ve çalışanlar yaşayacak! Biz bunu görüyor, biliyor ve söylüyoruz, sizin kör gözlerinize inat!
Ama biz yine de, size bir iyilik yapalım. Madem 5N 1K’yı bilmiyorsunuz, biz sizin için açıklayalım:

5N:
Ne: Haydarpaşa’ya tren girmeyecek!
Ne Zaman: 15-17 Ekim 2008 tarihlerinde, hatta daha önce ve 17 Ekimden sonra uzun bir süre dahilinde!
Nerede: Haydarpaşa Garında!
Nasıl: Yollar sergi ve fuar haline, gar da konferans salonu haline getirilerek!
Neden: Demiryolu sempozyumu ve Haydarpaşa’yı sermaye gruplarına yerinde pazarlamak için!

1K:
Kim:
TCDD, kapatacak!!!